hâlâ

Ne kadar özlenebilirse, işte o kadar özlüyorum…  şimdi kızmalı mıyım kendime, yılın sonu neşeli olmak yerine özlüyorum diye. Seni çok seviyorum demek yerine susuyorum diye  kendime kızmalı mıyım? Bütün sorularımın cevapları önümde serili… Ben bekliyorum hâla, hâla,hâla…

Beklediğim, aynı zamanda tek başıma yanıtlayamadığım sorular. Ve bir kısmını sormaya cesaret edemedim bir türlü…  Bir parçam hâlâ başka bir yaşamda, yaşamaya devam ediyor…
Ve işte sonuç ,
Ne kadar özlenebilirse, işte o kadar özlüyorum…

Başlangıcı hatırlamıyorum.

İlk ne zaman hatırlamıyorum, biz’in sonu! Sana, Sonsuz anlayışım ne zaman tükendi. Senelere kancalar takarak hatirlayabilen bana, belki en zor soruyu soruyorum şu anda. ” Ben seni sevmeyi ilk ne zaman unuttum? ”
İlkini bulabilirsem eğer, başarabilirsem hatırlamayı sanki bütün olanlar bir zemine oturacak veya neden her seferinde, yeni bir tepkiymiscesine, unutup unutup tekrar aynı şeyin başıma geldiğine dair olaylara bir çözüm getirecek!Halbuki ne olay, ne durum,  ne de çözüm var.
Çok daha basit olmalı hayatın cevapları. Kısaca demeli ki mesela, “şartlar buydu ve sen bu şartlarla yaşamaya adapte olmadın.”
Veya
“Bazen sevginin yesermesi, beslenip büyümesi için  yeterli şartlar sağlanamadı.”

Çok anlamlı ve basit bir sürü yanıt var. Peki ya soru daha önemliyse.  Ya sorunun asıl, adil olan cevabı sevmeyi, sevilmedigim sürece şartlı sunduğum gerçeği varsa. Peki ya’ Sevilmenin şartları varsa. Mesela, ses çıkarmamak, asla huzursuz olmamakveya yansıtmamak; aslında yaşamak zorunda  kaldıklarımın aslında hiç olmamış gibi davranabilmeyi başarmak ve hep mutlu görünmek. 
Ve bir de gerçek değilse dokunulmak,  sarılmak lüzumsuzsa. Aşk aslında sadece bir mum aleviyse ve sönünce çaresiz  kalıyorsa aydınlığa gece…
Ve aslında varın, yoğun, hamurun, mayan sevgiyse… Varolma sebebin, aşkken; aşksız kaldıysan!
Cevaplar yokoluyor evrende, önemsizlesiyor.
Ve sen sorularla kalıyorsun, tek başına… Ve bir sonraki adımın belirsizlesiyorsa…
Ve de bir oğlun varsa… adı Ada’ysa. Ona tek başına yetememe korkusunu taşıyorsan bir de! İşte o zaman adım atmak için gerçekten cesur bir adam olman gerekiyorsa… zaman ters akıyor  gibiyken, aslında su gibi ileri akıyorsa!

sevgi paylaşılınca, unutmak yas!

Iyi bir son uydurabilirim şu ana. Sonsuz cümle var iyi sonIar için. Bir an için, o 2 kelime bir araya geliyor ama ah var ya o ‘3. kelime!’ o yok. Havada , askıda , boşlukta kalır her şey onsuz. Onu cümle yapacak fiil olmazsa, anlam katmak yok ne bugüne, ne de yarına…
Bu cümleyi yazacak hale gelmek çok basit bir sebep için.
Sizden biri olmak için. Bu hikayeyi yazarken; sizin için, en çok da kendim için güzel bir son uydurmak. Ama bugüne nasip değilmiş. Ne sizden biri olmak, ne de iyi bir son için gerekli o kelime bugün dilimden dökülmüyor…