Sabah uyandığımda yeni bir ben doğmayacak ne de ben eski ben olarak uyanacağım. Sabah yeni bir yaşıma daha da girebilirim veya son nefesimi de vermiş olarak uyanabilirim. Veya ben beni unutmuş olarakta doğabilirim. Özetle yarın seni sevebilme olasılığım kadar, senden ölesiye nefret ederek uyanmam da olasılıklar arasında. Sen beni bu ihtimal aralığında sev ve eğer bütün bunlar kabülünde ise gel beni bul. Aynı anda varolalım ve aynı anda kayıplara karışalım. Yani ikimizde iki ucu bilelim, yaşayalım ve her yaşamakta tekrar ölelim. Tekrar doğalım. Zümrüdüanka hikaye mi sandın, 30 tesadüf bir rakam mı? Her kayboluşumuz kendi içimizDeki bir benim benden gidişi ise, incecik kalmalıydık ölüme yakın; ölüme yakın özümüze dönmüş olmalıydık. Acılarımızla olgunlaşmış, sevilimizle büyümüş, hüznümüzle dönüşmeliydik. Aşk ile aşk içinde secdeye varmalıydık. Erken sonlanmalar için dua ederken nice zamandır, asla unutmadığım aşkınla güven içinde sana rağmen, sana dair sonsuz bir hiçlik içinde olmalıydım. Sahiplendiğimi sandığım, beni ben yapan ben olduğumu hatırlatan her unutuşum içinde seni bulmak ne garip ve ne garip her versiyonumun an içinde tekrar ve tekrar, ben ve bana yansıyan benler olarak tekrar karşıma çıkman. Özetle beni benle çoğaltman, bölmen, aşık etmen ne garip. Senden önce beni bulup sardırman, kızdırman, aldatman, öldürmen ne garip. Hayatımda, ki sadece bir nokta iken onu evren sanıp çoğalttırman ne garip. Yüzbinlerce, milyonlarca öğretebilme stilin varken bazılarımıza en zoruyla, daha doğrusu kişiye en zor gelenle öğretmen ne garip. Seni en çok sevilmeme, sevilememe, aşık olma, küsme, hastalıktan sürünme, sürülme, haksız bir kurşunla, ihanet içinde öldürülmemiz şeklinde hatırlamamız ne garip! Heyhat her aşkın bir kara sevda, kara toprak olması ne garip. Bu iki sözcüğün özünün toprağın suya balçığa aşık olması gibi derinliğe sahip olması ne garip. Aşk ile aşk için ölenlerin bir başkası için sandığı ölümün tek ölümsüze duyulması ve bunun bilinmezden gelinmesi kadar en garip olanı!
Ve hatta ormanın ateşe, ateşin rüzgara, rüzgarın suya aşık olması gibi kül olması kadar ne garip.
Tek bir varlığa dokunan elimin, hepsine dokunuyor olması ve de en büyük öğretmenimin bunu yalnızlıklar içinde öğretmesi daha da garip. Çünkü yalnız kalmayı istemez insan, çünkü sessizlik gelir yalın kalmakla. Sadelik, o öz hep vardır hep varılacaktır, asıl hiç susmayan o çağrı için ihtiyacımız var işte o yalın yalnızlığa. Ve o seni acıtan seven hırpalayan aşk işte tam olarak bunu yapar. Bile isteye, kanata kanata yapar ki. Zorunda kal ölmeye. Ölmeye, nefessiz kalmaya zorunda kal. Hayat öyle keskinleştirir ki seni, daha çok hasar al; öyle al ki kalkma ayağa. Halbuki sen doğar doğmaz üflemiştir nefesi sana ana sen yine de nefes vererek başlamışsındır ilk yolculuğuna. Batın zahir gibidir ilk kopuşun. O verir, sen alırsın. Sen çığlık atarsın o nefesle; işte insanlığa düştüğümüz ilk an bir çığlıkla kendi sesimizi ilk duyuşumuzla başlar ilk duyuşumuz kendimizi. İlk sesle sessizliğimizin dilini unuturuz ve işte bundandır sürüklendiğimiz yaşadığımız sessizlikler yalnızlıklar; işte bundandır varolmaya çalışsakta gün be gün yok olmakta olan varlığımız.
Sana dediğim beni ölüm gibi sev, beni yaşam gibi sev. Sana beni bütün oluşumla sev demem bundandır. Beni sevsende özgür bırakabilmen; küssen kırılsan bile anlayış gösterebilmendir istediğim.
Bir sabah uyandığımda her şeyi unutmuş olabilirim. Affet beni. Senin ismin yüzün oturduğun ev çocuklarımız annen ve baban bana yabancı olabilir. Sanki hiç yaşanmamış gibi gelebilir bana. Çünkü ben unutanım, insanım. Ama hepsinden öte sen ben değilde, ben sendeki bana bakan beni görüyorum. Ve o halim bana sarıldığında ben artık bütünüm. Her kırıldığı yerde artı eksi kutup olan ama birleştiğinde başka bir parçanın artı eksisi olan işte o bütünüm. Aynahanem de ne kadar çok akisim var ise, o kadar bütünüm. Kedim, köpeğim, ,ağacım, çimim , taşım. Hepsiyim ve hiç biriyim. Ne zormuş ben olmak, ne zormuş simurgun yolculuğu. Ne zormuş yolun sonunda seninle baş başa kalabilmem. Tek kaldığımı sandığımda yanımda seni bulmam ne garipmiş. En umutsuz olduğum anda rüzgari yüzüme estirmen ne güzelmiş; ağladığımda güldüğümde dans ederken dansta partnerim olman ne güzelmiş. Ne kadara çok ve ne kadar farklıymış, nerede düşersem düşeyim iyileşeceğimi bilmek ve nasıl değerliymiş beni hep olduğum gibi, her şeyinle, bütün gidişlerimle kalışlarımla, kızıp kavgalarımıza rağmen sana döndürüp, gölgende dinlendirmen. Yine her şeye rağmen, sev demen, vazgeçme demen. Vazgeçme çünkü ben aldığım nefesim demen ve seni bana dönene kadar hiç bırakmayacağım demen. Aşk içinde aldığımın içinde yok olmam, olanı olduğu gibi teslim edebilmem nasıl bir aşk. Bütün gizemleri küçücük bir kelimede saklaman, küçücük bir hecesinde, tek harfinde, kağıda tek dokunuşunda, yazmaya başlamadan daha; yani akıldayken aslında akla düşmemişken daha sessizlikteyken izlerini takip ederek bulabilmek şansına sahip olabilmek, yolda bıraktığım her akisime değer. Yoruldum yansımalardan ama yine de elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim. Başka şansım yok şu an için ve bildiğim tek yol bu yol bu, denemeye devam etmek; ne kadar düşsemde. Sadece göründüğünü sandığım şeyi artık bırakıyorum.
Ve sizi seviyorum, canımla. Canım kadar.