Her iki ada arasında, birbirini gören, birbirine bakan bir nokta var. Işık içinde. Ve bir yol biliyorum, anılar ve anlardan oluşan bir köprü. Şu an bütün yazdığım, sadece hiç unutmamak için…
Keşke kokuları içine koyup, ne zaman ihtiyacimiz olduğunda çıkarıp hatırlayacağımız, kalbimizi yeniden hissettiğimiz kutular olsa…
İçlerine o kokuyla beraber, o an tüm hissettiklerimizi de depolama şansımız olsaydı eğer; her anı, sonsuza dek taşınır mıydı ceplerimizde? Yürek bu kadar fazla alınan oksijenden çatlar mıydı, zira alışık değil ya bu kadar sevmeye, sevilmeye?
Ve kutuya depolanacak anılar için bir prensip olsa mesela! Aşk olsa, dostluk, destek, sonsuz sevgi, güven, ilk heyecanlar, hayatımızdaki enler, sonsuz hissettiğimiz anlar mesela… Ve gülüşler. Unutmayı hiç istemediğimiz zaman aralıklarını da depolansa canlı yayın gibi, ne zaman istesek, su gibi aksa içimizden…
Mesela her akşam uykuya o anılarla dalabilecek kadar şanslı olsak. Yastığa yorgana yükleme programları olsa kutuların, dolum süreleri, yeniden yükleme için kullanım aralıkları. Son kullanma tarihine kadar tepe tepe kullansaydık mesela!
Artık hiç yalnızlık kalmayacağını bilsek bile, içerikleri önemsenmeksizin bazılarınımıza damardan verilseydi bu kutular. Hiç bırakmak istemediklerimiz, bırakmak zorunda olduklarımız olmasaydı!
Burada hiç yapılmamış, defalarca kelimelere dökülse bile, asla, hiç depolanmamış kutulardan bahsediyoruz. İnsan sadece beynine hapsediyor o anları, kamera doğru açıdan yaklaşmış ve yeterince ışık almışsa; anılar her iki taraf içinde hep canlı kalıyor.