Sabah karanlıkların içinden doğuyor yine. Sesler sadece en kabul edilebilenlere ait. Kendi içinde, ritimsiz, uyumsuz ritmi oluşturuyor. Ait olmadığı bir kutu da yankılanırken ve sadece gürültü olabilecekken, şu an sanki sonsuz bir senfoni gibi… Gün, ışığını, geceye teslim ettiği her gece devam edecek bir senfoni!
Işıklar sızmaya, renkler değişmeye başlıyor şimdi. Insan yapımı ses uğultuları, gürültülere dönüşüyor; en doğal olana ait ses daha az duyulur oldu şimdi. Yeni bir gün için ritimsiz ritm başladı.
Gün doğdu ve yarın oldu. Ses çoğaldı. Gözümüzü kapatınca tasarlandı senfoni ve açınca gözümüzü, birşeylerin arasında, içinde kaldı. Birbirinin içinde erimedi harflerle oluşan sözcüklerin tınıları. Anlamları farklı olunca da; senfonide de sık sık es’ler oluştu. Her durakta bir mola verildi. Silinip giden notalarla beraber yeni ritmi oluşturmaya çalışan, yeni bir devinime girdik. Tekrarlar, es’ler ve aksak ritim içinde, kendi sesimizi duymak için durduğumuz da en çok kendi sesimizden korktuğumuzu farkettik. Notalar, herkesin bildiği notalarken; aşk ile yakalanan ritmin pesinden koşmaya kalktık. Bütün hayatımız boyunca peşinde koştuğumuz senfonide, sadece bir cümleyi yazmak, ne kadar yetersiz, ne kadar insana özgü geldi…
İnsan,
Şu an bıraksan herşeyi, tekrar uykuya dalınabilecek ritim geri gelecek. Ezberleyip su gibi akana kadar gece içindeki senfoni, geceleri pencereni sakın kapatma!